Blogger tarafından desteklenmektedir.

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

RailNation

AİON

New York Knicks 2014 - Playoff Hesapları

12 Mart 2014 Çarşamba

2013-14 sezonu Knicks için bir anlamda berbat geçiyor. Takım 25 galibiyet ve 40 mağlubiyet ile .385 galibiyet yüzdesine sahip.

Gelgelelim, bu halde bile playoff'un son sırasındaki Atlanta Hawks'ın sadece 3.5 maç gerisinde. Ligin berbat durumunda ilk sebep Doğu konferansının güçsüzlüğü ise de, ikincisi de draft'da yer alması beklenen oyuncuların çok iyi olması ve bu yüzden çoğu takımın draft kurasında iyi bir pozisyon şansını arttırmak için maçlarını bilerek kaybetmesi, amiyane tabirle "yatması".

Knicks playoff için bastırıyor şu anda. Zaten başka şansı da yok, çünkü bu sezonki draft hakkını çoktan daha önceki takaslarda kullanmış vaziyette. Yani, yatmak gibi bir seçeneği yok.

1999'dan bir fotoğrafla ruh çağıralım
Bunun dışında, Knicks 1999 sezonunda 8. olarak playoff'a kalmış ve finale kadar yükselmişti. Yine böyle bir mucize gerçekleşebilir mi diye düşünülüyor. Bu çok temelsiz de sayılmaz. Knicks'in kadrosu iyi. Carmelo Anthony takımın şu anki yıldızı, ama 2 sezondur sakatlıklarla boğuşan Amare Stoudemire'nin de yıldız olduğunu unutmayalım. Stoudemire belki bir daha hiçbir zaman birinci yıldız olamasa da, iyi oynadığında gayet büyük bir tehdit. Sonuç olarak Carmelo kariyerinde 25.3 sayı ile, Amare de 20.5 sayı, 8.3 ribaunt ile oynayan adamlar.

 
Larry Johnson şu anda Knicks'de "basketball and business operations representative" olarak çalışıyor

10.3 ribaunt ortalamasıyla Tyson Chandler da NBA'in en iyi pivotlarından biri. Salary cap olan bir ligde bir takımın daha fazla yıldızı olamaz zaten. Bunların üstüne havasını bulduğunda sayı makinesi olan JR Smith, Andre Bargnani gibi isimler, ve de sakatlıklar yavaşlatmadan önce NBA'in yıldızlardan biri olan Kenyon Martin'inin tecrübesini de ekleyince, doğru yönetildiğinde şampiyonluk kalibresinde bir takım ortaya çıkabilir. Hem de bugün.

Doğru yönetim deyince akla çok tartışılan ve aslında kovulması gerektiği düşünülen koç Woodson geliyor. Carmelo Anthony'nin yüzü suyu hürmetine Woodson daha duracak gibi gözüküyor. Ama üstüne NBA tarihinin en kariyerli koçu ve de NY çocuğu Phil Jackson yönetici olarak gelecek gibi gözüküyor. En azından kaynaklar haftasonuna kadar bu iş tamamlanır diyor. Bu dokunuş bile çok şeyler değiştirebilir.

Lafı daha fazla uzatmadan, Knicks ile Hawks'ın kalan maçlarına bakalım:


Bu tabloda takımların gücü ve "yatma" durumlarına göre beklenen sonuçlara göre her maça W-L tahmini yaptım. Buna göre sezon sonunda Knicks'in playoff şansı bir hayli zor gözüküyor.


Gelgelelim sezon sonuna doğru Knicks'in rakipleri hep zor. Havaya girecek bir takım ile, yoğun playoff öncesi kendini zorlamama ihtimali olan rakipler karşısında oynaması Knicks'in şansını arttırabilir. Zaten bu takımlara hep yenilecekse playoff'a da katılmasın.
Read Post | yorum

Peyton... Sana Borçluyum Dostum*

3 Şubat 2014 Pazartesi





Yazıya başladığım şu an itibarıyla sadece skoru biliyorum. Ha bir de ilk ofansif oyunda "safety" olduğunu ama ona geleceğim. Denver'in 4 top kaybı yaptığını, maçın MVP'sinin de "pick6" yapan Seahawkslı bir savunma oyuncusu olduğunu radyoda duydum. Peyton yine +250 yd pas atmış sanırım. O kadar. Maçla ilgili başka bir şey biliyorsam namerdim. Ha bir de Caner'in forward ettiği NewYorker yazısını okudum ama bir şey yoktu maçla ilgili. Zaten herifler saat itibarıyla daha yeni ayılmışlardır. Haberler ve yorumlar asıl bu saatten sonra düşer. Biraz önce tweetleri attım attım ama hızımı alamadım. İki satır karalayayım: 

Bu sabah 6:00'da antrenman olduğu için SB48'i seyretmedim. On küsur yıldır ilk defa... @Veloturk sevildiğini bilsin. 23:30 gibi yattım, 5:15 gibi kalktım. Game Pass'den maça baktım, bitmiş ("skor kapalı" mode on). "Condensed" versiyon daha eklenmemiş, normal bant yayınını açtım. Diyetime uygun şekilde kuru kayısı, elma ve tostumu lüplerken Seahawks açılış kick-off'unu yaptı, Denver KR 10 yd civarında indirildi. 

Peyton Paşa kafayı iki yana sallaya sallaya sahaya girdi. Denver meşhur turuncu formasıyla. Eusakletel Euskadi bile battı, size yar olmaz o renkler! Neyse, ilk hücum snap'i. Peyton Paşa "shotgun" pozisyonda ama bir şey görmüş olacak ki, center'ını uyarmak için öne iki adım attı ve... yanağının yanından bir top geçti. Bir top değil maç topu. Aaaa?? Lan hani "OMAHA!" "OMAHA!" diye herkeşleri kandırıyordun tontonum Peytonum? Safety... Seahawks 2-0 Broncos.... Sabah 5:30'da, hanım ve tüm mahalle uyurken popomdan başka bir yerle gülemedim haliyle. 


"Safety" kendi kalene gol atmak gibi bir şey...

Geç kalmamak için iPad'i kapattım, yola düştüm. İçim çok ferahlamıştı. Salonda "Broncos'a fena koymuşlar be!" sesini duyunca günüm tam aydınlandı. Skoru sordum, "43-8" dediler, "Hadi lan sallamayın!" dedim. Doğruymuş. Sesli gül be adamım!! Hahaha!! 

Bir Patriotsever olarak Manning Ailesi'yle sıkıntım var. Peyton, Patriots'umuzun son 15 yıldaki en büyük rakibi. Her ne kadar daha çok biz tokatlamış da olsak en az bir AFC şampiyonluğumuzu engellemiştir. Sübyan kardeş Eli daha travmatik bir durum yaratır ruhumuzda. Böyle bir sarsağın, canımız Brady'mizin anasının ak sütü gibi hakkı olan iki SuperBowl zaferini (2007, hele 2007!!!) elinden almış olmasını hangi ilahi hikmete bağlamak gerektiğini bilemiyorum. Tıfıl Manning beni iki kez sinirden ağlayacak noktaya getirmiş bir insandır. Babalarını tanımam ama sonuçta genler oradan geliyor, anne malum.. Dolayısıyla, Manning Ailesi'nin beşiktekinden eşiktekine tüm üyelerine kıl olduğumu saklayacak değilim. O nedenle, Denver AFC Finali'nde bizi yener yenmez Broncos'a ilenmeye ve -finale çıktığını öğrendiğim andan itibaren de- Seattle'a okuyup üflemeye başladım. 

Açıkçası Broncos'a başkaca gıcık olacak bir konum yok. Tim Tebow'u kovup Manning'i getirme kararı haricinde yani... Seattle ise, 49ers'ı elemiş olsa bile gönül bağlarım olan bir takım/şehir: Başkoç Pete Carroll hem Patriots'un, hem de canımız USC Trojans'nin eski hocası. Seattle en çok görmek istediğim şehir. Russell Wilson da ekmeğini taştan çıkaran bir QB. Seviyorum sıpayı. Bunun gibi eften püften şeyler işte... Aslolan PEYTON REZİL OLSUN! 


"Önümüzdeki maçlara bakacaz" nasıl denir Eli?" 

Nedir beni bu kadar delirten? Sonuçta Peyton Manning, tarihin en iyi QBlerinden biri. 37 yaşında, 4-5 büyük boyun ameliyatı geçirmesine  karşın hala formunun zirvesinde süper bir sporcu. İşine hem fiziksel hem mental olarak en iyi hazırlanan futbolcu olduğunu herkes kabul ediyor. Esprili, komik, şakacı bir insan. Büyük olasılıkla gerçek hayatta Brady ile değil Peyton ile daha iyi anlaşırdım. Ona bu kadar sinir oluşumun tek bir müsebbibi var: BİR KISIM MEDYA!! 

Sayın Başbakan gibi ben de topu medyaya attığım için rahatım. Bu cesaretle devam edeyim: Amerikan basını, gazete/dergi sattırmak ve SB'a daha çok ilgi çekmek için elbette bir hikayeler silsilesi bulmak zorunda. Bu PR balonunu şişirecek olaylar, küçük de olsa karşıtlık yaratacak konular cımbızla seçilip projektör altına konur. Sonra da köşe yazarları, eski futbolcular, görüşü önemli sayılabilecek herkesten 488 tane yorum alırlar. Bunları birbirine düşürürler, oyuncuya fitnelerler, fesat falan gırla gider. Nedir, maksat millet SuperBowl'u konuşsun, ilgi alaka artsın, ratingler yükselsin. 


SB XLVIII - Devre Arası Showu


Bak bu seneki hikaye başlıklarına: 

-"Seattle köşe beki Richard Sherman çok kaba biri!!" 

Efendim çocuk NFC Finali'nden sonra kameralara karşı esti kükredi, rakibi aşağıladı, çok ayıp etti. Zaten saçları da rastalı mastalı!! Adama neredeyse "Pis zenci!!" diyeceklerdi ama yemedi. Sherman liseyi ikincilikle bitirmiş. ABD'nin en iyi okullarından Stanford Üniv. İletişim mezunu. Master yapmak için okula bir sene de fazladan devam etmiş. Bu yazıyı (başta yazarı olmak üzere) okuyanların %90'ı Stanford'un kapısından giremez, onu bilelim önce. Sherman okulda atletizm de yaparmış. 110 engelli derecesi 13.99, Türkiye rekoru 14.03. Yani...  

Vay zenciymiş de, kabaymış da, ööle denir miymiş rakibe, Peyton buna haddini bildirirmiş de, nasıl kendini öne çıkarırmış, önce takım gelirmiş de... Ulan tarihin en komple takım sporu Amerikan futbolunu parlatmak için paso "yıldız sporcu" gazlıyorsunuz her yerde, sonra Sherman, TV'de maç heyecanıyla 15 saniye söylenince tornistan yapıp, "Ama öncelikli olan takımın başarısı..." Hadi efendim!!! 


Richard Sherman -  Sakatlamışlar çocuğu zaten..

-"Peyton 2013 normal sezonunda her tür rekoru kırdı. Bu SB'u da alırsa gelmiş geçmiş en büyük QB olacak" 

La bi gidin lan!! Son 5 yılda, savunmaların sesli osurmasına bile izin verilmeyen bir ligde kırdığı pas rekorlarıyla mı? Darbeye bağlı beyin hasarı için NFL'e cayır cayır davalar açılırken, lig yönetimi korkudan QBlere ve WR'lara dokunmayı bile yasakladı neredeyse. Bu şartlarda, normal sezonda 55 TD pası attı ve pas mesafesi rekoru kırdı diye iki kez SB kazanmış (yada kazanacak) birine bu ünvan nasıl verilir?? Dört defa SB şampiyonluğu olan Joe Montana ne olacak? Hadi peki, canımız Brady'miz için taraflıyız (3 SB bu arada, boru değil!!), bir başka 4 SuperBowl'lu Terry Bradshaw?? Ama efenim Montana Bil Walsh'ın tedrisinde kazanmış, Bradshaw da hücumdan çok Steelers'ın efsane savunması sayesinde... Peyton -anasının ak sütü gibi helal-  tek SB zaferini sahada yalnız başına kazandı çünkü.... 

-"Şubat ayında New York soğuğunda SuperBowl mu olur ayol?" 

Hava 12 oC oldu, oyuncular ısınmada şort ve terlikleydiler. 2 haftadır dinlediğimiz meteorolojik felaket senaryolarının haddi hesabı yoktu. Yahu her havada oynanmasıyla bilinen bir spor değil mi bu?? Nooluyoruz yani? Olan şu: Ön koltuklarda mücevherlerini şıkırdatarak maçı seyreden zevatın kıçı donmasın diye yanıp yıkılılyoruz. 2000-3000 dolarlık biletleri sen ben almayacaktık herhalde. Zenginler için endişelendiler. Hava cillop gibiydi, bu hikaye de sonuçta patladı ama 2 hafta boyunca fikri alınmadık meteoroloji mühendisi kalmadı NY civarında. 

-"Peyton soğuk havada iyi oynayamıyor, çünkü Colts'da kapalı stadda oynadı, bir de boynu ameliyatlı ya..." 

O da patladı elinizde çünkü sıcak havada da oynayamadı düdük! Peyton Manning, SBXLVIII, tarihe geçme fırsatı, sadece 8 sayı. Hehehehe! "Most lopsided SeperBowl ever" klişesini kullandılar mı acaba? İnşallah!! 

Maçı seyretmeden maç yazısı böyle olur. Biraz tuhaf evet. Ama Peyton Manning'in yaşadığı hezimetin ruhumdaki schadenfreude'sine karşı koyamadım, idare edin. Broncos taraftarının kalbini kırdıysam affola. Sorunum sadece Peyton'la..




 *Peyton... Sana Borçluyum Dostum, aylar sonra sayende yazı yazdım :))


Read Post | yorum

Super Bowl 2014 - Dikkat Edilecek Hususlar

31 Ocak 2014 Cuma

Super Bowl 2014 (veya Amerikalıların sevdiği şekliyle, XLVIII) Seattle Seahawks ile Denver Broncos takımları arasında oynanacak. Bu maçın akibeti ile ilgili birçok yorum ve tahmin Internet'den bulunabilir. Biz burada öyle ayrıntılı analize girmeden ana hatlarıyla nelere dikkat edileceğini maddeler halinde listeleyeceğiz.

  • Denver Broncos'un 37 yaşındaki QB'i Peyton Manning bu sene müthiş bir performans sergiliyor. 1998'den beri formasını terlettiği Indianapolis Colts 2011'de genç yetenek Andrew Luck'ı draft etmiş, kendisine de kapıyı göstermişti. O ise Denver Broncos'da kendini yeniden buldu.
    Peyton Manning
  • Denver Broncos pas, diğer deyişle havadan hücumu konusunda açık ara ligin en iyisi. Seattle Seahawks ise tam tersi, defans ve hatta daha çok da pas defansı konusunda açık ara ligin en iyisi. Yani en iyi hücum takımı ile en iyi savunma takımı karşılaşacak.
  • Broncos'un offensive line'ı QB'i korumakta çok başarılı; Manning'in performansının bir anahtarı da bu. Normal sezon boyunca sadece 20 sack verdiler, playoff'larda ise 0 sack verdiler. Line'lar kapışması müthiş olacaktır.
  • Seahawks CB Richard Sherman iki tane "antika" maç dışı hareketiyle izleyicilerin en başarısız olmasını istedikleri oyuncu olmalı. İlki San Francisco 49ers galibiyeti sonrası "ben en iyi cornerback'im" diye röportaj vermesi ve rakibine sataşması, sonra da Peyton Manning'in kol kuvvetini eleştirmesi.
  • Seahawks'ın en büyük hücum kozu RB Marshawn Lynch. Bu "yaratığı" burada özetleyemeyeceğim, siz en iyisi bu yazıya buyurun.
    Marshawn "Beast Mode" Lynch
  • Seahawks'ın ikinci senesindeki QB Russell Wilson öyle çok gösterişli gözükmese de, çok iyi bir game manager.
  • Super Bowl genelde sıcak havasıyla meşhur şehirlerde oynanır. Bu sezonki maç ise New Jersey'de oynanacak ve ABD genelinde kış koşulları sert. Kötü havalar pas oyununu zorlaştırır, bu da Seahawks'ın avantajına olur.
  • Broncos pas hücumu ile Seahawks pas defansı arasındaki mücadelede hakemlerin "faule yakın" pozisyonlardaki kararları maçı çok etkileyebilir. Yani hakem faktörü çok öne çıkabilir.


Read Post | yorum

NFL Neden Zevklidir?

10 Ocak 2014 Cuma


Amerikan Futbolu'nu biraz olsun izleyen herkes, seyretmenin çok zevkli olduğunda hemfikirdir. Daha ilk paragraftan neden zevkli olduğunu açıklayayım: Hem sonucu tahmin etmesi zordur, ama bir yandan da şans faktörü yoktur, her şeyin bir nedeni vardır.


Seyirci, bu nedenleri, ekran başında seyredip analiz ederken de, daha sonra uzmanların çözümlemelerini okurken de bilmece çözer gibi bir haz alır. Yazıda bu sonsuz nedenlere değinmeyeceğiz elbette, daha çok nasıl oluştuğuna bakacağız. Lig olarak da NFL'i temel alacağız.

Az Maç Olması

Amerikan futbolu çok sert ve yıpratıcı bir spor olduğu için, sezon içinde çok az maç oynanabilir. NFL için konuşursak, 17 hafta süren normal sezonda bir takım 16 maç oynar. Haftalardan birinde maç yapmaz, diğer deyişle "bye" takımdır. Bu "bye" olma sebebi ligde tek sayılı takım olması değildir; nihayetinde 32 takım vardır. Sebebi sadece takımların dinlenmesidir. Zaten ilk ve son haftalarda bye takım yoktur, çünkü o zamanlarda dinlenmek bir avantaj değildir. Diğer taraftan, playoff'a her ligden 6'şar takım kalır ve en iyi ikişer takım ilk turu maç yapmadan geçirmek suretiyle ödüllendirilir.


Az maç olduğu için her maç final havasındadır. Maçın her anı yoğundur. "Garbage time", yani fark çok açıldığı ve az zaman kaldığı için yedeklerin oyuna doluşması çok çok ender olur.

İki maç arası 7 günlük  sürede (perşembe maçları nedeniyle bazen 5 gün) yerel ve ulusal basın (ve hatta ta buralarda biz) her hareketi mercek altına alır, vıdı vıdı tartışır. Bir hafta önce cehenneme gönderilen oyuncu bir hafta sonra kendini tanrı katında bulabilir.

Diğer yandan, az maç olunca, takımların maç arası taktik varyasyonlara giderek rakibi şaşırtması kolaylaşır. Eğer çok maç olsa, her maç için ayrı taktik geliştirme imkanı olmayacağından bir noktadan sonra taktiği çözmek rakipler için kolaylaşır.

Playoff

Playoff'a her ligden 6 takımın katıldığından söz etmiştik. Playoff yapısı bir ligin normal sezonunu da etkiler. NFL'de 4'er takımdan oluşan 8 grup vardır. Grupların ("division" denir aslında) birincileri, galibiyet mağlubiyet oranları ne kadar berbat olursa olsun playoff'a çıkarlar. Bu da yerel rekabeti kızıştırır. Toplam 32 takımdan 12'si playoff'a çıkar.

8 grup birincisinin yanında her ligin geri kalan en iyi 4 takımı da playoff'a çıkar. En iyi 4 takım ilk turu bye geçerek dinlenirler. İlk turu bye geçme oyuncuların fiziksel olarak toparlanmasını sağladığı için avantaj gibi gözükse bile, birçok otorite verilen aranın takımların momentumunu düşürdüğünüü ve oyuncularda form düşüklüğü yaşanabileceğini söylemektedir. Doğrusunu tam olarak kimse bilmese de, bence dinlenmek yine de iyidir.

Playoff tek maçtır ve basit şekilde daha iyi yengi-yenilgi yüzdesine sahip takımın evinde oynanır.

İyi yüzdeye sahip takım kaçınılmaz olarak avantajlı olsa da, yüzdesi kötü ama ligin sonlarına doğru toparlanmış ve sakatlıkları iyileşmiş -momentumu yakalamış- takımlar bazen daha avantajlı gibidirler. Bu takımlar aynı zamanda kapalı kutudur, diğer şöhretli takım hakkında, tüm medya sezon boyu ne kadar muhteşem olduklarını konuşmuştur ve ne yapacakları biliniyordur. Bu ve benzerleri olgular playoff maç sonuçlarının tahmin edilmesini zorlaştıran ve sürprizlere açık olmasını sağlayan şeylerdir.

Finalin adı Super Bowl'dur ve önceden belirlenmiş bir sahada oynanır. Konferans finaliyle SB arasında 2 hafta vardır. Bu arada takımlar fiziksel olarak toparlanır, maç videolarıyla rakibi ezberlerler. Bu arada da sadece final için özel taktikler geliştirecek fırsatı da bulabilirler.


Super Bowl'un bence tek gıcık yanı, özel bir "event" gibi oluşu ve çok pahalı olması yüzünden emektar taraftarlara pek izleme fırsatı tanımamasıdır. Ama maçın kendisi genelde çok heyecanlıdır.

Kadro Genişliği

Amerikan futbolunda malum hücum ve savunma takımları ayrıdır. Yani en azından toplam 22 oyuncu zorunludur, tabii yedekleri, özel takım oyuncularını ve oyunun yıpratıcı karakteri de düşünüldüğünmde, bazı oyuncuları ara ara dinlendirmek gereği ortaya çıkar. NFL'de aktif kadroda 53 oyuncu yer alır ki izin verilen sınır 60'a çıksa kimse itiraz etmez.

Diğer taraftan NFL'de "salary cap" çok sıkıdır. NBA'de birçok istisna vardır ama NFL'de belirlenen rakamı geçemezsiniz. Eh, çok da adam olması gerekliliğiyle birleşince çıkan sonuç, ideal kadro kurmanın imkansız olduğudur. O yüzden her takımın az çok eksiği vardır. Bu da takımlar arası dengeleri arttırır.

Amerikan futbolu hemen hemen sadece ABD'nde oynanır. Fiziksel olarak zorlu bir spor olduğundan oynayabilecek oyuncu sayısı azdır. Bu da transfer edilebilecek oyuncu havuzunun oldukça kısıtlı olduğunu gösterir. Dolayısıyla ideal kadro kurulumu daha da zorlaşır. Havuz küçük olduğundan, özellikle yetenek gerektiren pozisyonlarda oynayabilen oyuncu kötü, sorunlu gibi gözükse de transferde takım bulamadığı çok ender olur.

Sert ve yıpratıcı bir spor olduğu için sakatlıklar da çok olur. Özellikle sezon sonlarına doğru kimin sakatı azsa o avantajlı gibi bir durum oluşur. Bu da belirsizliği arttırır. Diğer yandan, ben yıldız oyuncuların geçirdiği kısa süreli sakatlıkların onların iyileşme sürecinde ister istemez dinlenmesi sonucu taze kalması açısından da avantaj olduğunu düşünüyorum.

Oyunun Kendisi

Şu ana kadar hep belirsizliği arttıran sebeplere değindik. Bunun dışında sahadaki oyunun kendisi de çok zevklidir. Maç "kickoff" ile başlar. Kickoff iki takımın tüm oyuncularının koşarken çok yüksek hızlara çıkarak birbiriyle çarpıştığı bir oyundur. Elbette tehlikelidir, o yüzden üzerine en çok tartışılan oyundur: Sık sık şiddeti makul seviyeye indirmek için kural değişiklikleri yapılır. Kimisi kaldırılması gerektiğini söyler.
Kickoff sırasında sahadaki oyuncu dağılımı

Normal oyunda ya pas ya da koşu oyunu yapılır. Bu iki oyun biçimi ve aktörleri bakımından birbirinden farklıdır. Hücum oyuncuları hangisini yapacaklarını çaktırmamak için çeşitli numaralar yaparlar. İyi savunmacılar hangisinin yapılacağını iyi tahmin ederler.

4 hakta 10 yarda ilerleme zorunluluğu yüzünden her oyun önemlidir. Kendi sahanda top çevirme gibi bir şansın yoktur.

Her ne kadar 4 hak olsa da, genelde dördüncü hakta eğer oyun yakınsa ayakla skor yaparak 3 puana razı olunur (Field Goal). Eğer hücum eden takım FG'e uzaktaysa "punt" adı verilen oyun ile topu degaj yaparak uzakta rakip takıma teslim eder.

Normal şablona uymayan hileli oyunlar da (trick play) arada bir uygulanır. Örneğin field goal yapacakmış gibi pozisyon alıp aniden pas verilmek suretiyle rakip savunma şaşırtılabilir. Bazen bu hileli oyunlar kritik anda önemli maçları kazandırır ve meşhur olurlar.
Kolej futbolundaki 10 trick play videosu

Amerikan futbolunda çok sayıda kural vardır. Bu kurallar sonucunda uygulanabilecek birçok ceza (penalty) çeşidi vardır. Bunların uygulanması bazen bilmece çözmek gibidir. Öte yandan alınan cezalar başlıbaşına maç kaybetmeye neden olabilir.

Her takımın başkoçunun yanında neredeyse onun kadar önemli hücum ve savunma koordinatörleri vardır. Bu kişiler her maç için birçok oyun hazırlarlar. Bu oyunları haftaiçinde oyuncularına ezberletirler. Maç içinde de telsiz yardımıyla hücum takımında Quarterback'e (pas atan eleman), savunma takımında da middle linebacker'a iletirler. Bu oyuncular da kendisine gelen talimatları diğer takım arkadaşlarına iletmekle görevlidirler. Ayrıca talimatlardan sonra, oyunun başlamasından (snap) önce gördükleri şeyleri de o anda iletirler. QB ve MLB'nin yanında, bu aşamada hücum hattının ortasıdaki Center da bu işten sorumludur. Yani oyun anında müthiş bir iletişim mevcuttur.
Ağzında telsiz, elinde oyun planı, Lovie Smith

Son olarak, oyunun normal bölümü ince taktiklerle yavaş yavaş ilerlerken, oyunun sonlarına doğru geride olan takım uzun paslarla, 4. deneme falan demeden delicesine ilerler. Bu durum savunmanın da dengesini bozar ve bu sayede bazen maçın skoru bağlamında müthiş geri dönüşler olur.


Read Post | yorum

Sakatlık Amerikan Futboluna Dahildir: Bears 27 Packers 20

4 Kasım 2013 Pazartesi

Chicago Bears tüm tahminleri boşa çıkarttı ve 6 maçtır yenemediği ezeli ve ebedi rakibi Green Bay Packers'ı, hem de deplasmanda olmak suretiyle 27-20 yendi.

Galibiyetin en önemli sebebi NFL'in en iyi QB'lerinden Aaron Rodgers'ın daha hemen maçın başında beğenmediğimiz DE Shea McClellin tarafında sack edilirken sakatlanması ve oyundan çıkmasıydı. E ne yapalım, Amerikan futbolunda sakatlık da oyuna dahildir. Biz de (yani Ayılar) daha 2 sene önce lisede yardımcı koçluk yapan Josh McCown'u sakat Jay Cutler'ın yerine oynatmıyor muyuz (sakatlık üstüne kibirli konuşmayı sevmem, Rodgers muhtemelen dünyalığını çıkarttığı için bu kadar rahatım)?

Deplasman tribününde peynir kafa Packer'lara karşı rendeli Ayılar (Bizde olsa kan çıkar)

Haklarını yemeyelim, Green Bay Packers da en az Bears kadar sakatlıklardan muzdarip. QB Jay Cutler'a karşılık Aaron Rodgers, LB Lance Briggs'e karşılık Clay Matthews etkileri açısından eşdeğer sakatlıklar. Packers'daki farklılık ise hücumda TE Jermichael Finley ile WR Randall Cobb'un sakatlıkları. Buna karşılık Bears Cutler dışında hücumda tam kadro sahadaydı.

Rodgers çıkıp, yerine paslanmış Seneca Wallace girince Packers hücumunun doğası ister istemez bozuldu. Şöyle ki, bu maçtan önce Packers toplamda 228 pasa karşılık 178 koşu oyunu yapmışken, bu maçta 21 pas, 29 da koşu oyunu yaptı. Onların şansına çaylak RB Eddie Lacy çok iyi. Lacy 150 yarda ve 1 TD ile hücumu yürüttü; hatta diğeri RB James Starks'dan olmak üzere Packers'ın 2 TD'ı da koşu oyunlarından geldi.

Ama havada Packers 21 pastan 113 yarda çıkarabilirken, Bears 41 pasta 271 yarda üretti. Josh McCown 272 yarda pas ve 2 TD ile görevini ziyadesiyle yerine getirdi.
Maçın kader anı olan sack

Yedek QB'nin bir farkı da "3rd down conversion"da görüldü. Packers maçtan önce toplam 88 denemeden 44'ünde başarılı olarak .500 ile Denver Broncos'un ardından NFL ikincisiydi ama bu maçtaki 9 denemenin sadece 'inde başarılı oldu. Bu da hücumları durduran önemli bir faktördü.

Beğenmediğimiz Bears defans hattı McClellin ile 3, Peppers ile Wootton ile birer sack yaparak parladılar. Üstüne 4 QB hit ve Peppers'ın INT'ını da katınca iyi bir maç çıkarttı demek gerek. İlerisi için umutlanmak lazım mı, emin değilim. Belki Cowboys'dan yeni transfer Jay Ratliff eklenince...

Böylece NFC North'da Packers, Bears ve Detroit Lions tepede 5-3 ile eşitlendiler. Ortalık karışık....
Read Post | yorum

Chicago Bears 2013 İlk Yarı Raporu

28 Ekim 2013 Pazartesi

Chicago Bears NFL sezonunun 8. haftasını dinlenerek, yani "bye" geçirdi. 8. hafta, 17 haftalık sezonun yaklaşık yarısına tekabül ettiği için bir ilk yarı raporunun zamanı gelmişti.

Haftanın maçsız geçmesi bendeniz için oturup sakin kafayla düşünmek açısından yardımcı oldu. Aynı zamanda Bears için de tam zamanıydı, zira takımın iki yıldızı QB Jay Cutler ve LB Lance Briggs sakatlık geçirerek Washington Redskins maçını tamamlayamadılar. Hiç sakatlık olmaması daha iyidir elbette, ama sakatlıklar NFL takımlarının kaderiyse, en azından 4-6 hafta arasındaki iyileşme sürelerinin ilk haftasının maç yapmadan geçmesi de tesellimiz oldu.
Anahtar sakatlar: Lance Briggs ve Jay Cutler

Sıcak sıcak bunları belirttikten sonra sezonun tamamına bakmaya başlayabiliriz. İlk 7 maç sonunda Bears galibiyet-mağlubiyet olarak 4-3 ile grubunda 3. durumda (zaten 4 takım var). Bears aslında ilk 3 maçı kazanarak iyi başlangıç yapsa da, sonrasında takım duraklamaya geçti. Bunda sakatlıklar kadar, ilk 3 maçtaki rakiplerin görece güçsüz olması da önemli bir etken. Bu aşamada ilk 7 maçtaki sonuçlara ve rakiplerin şu anki W-L durumlarına bakalım:

Cincinnati 24-21 (6-2) (Yendiğimiz tek iyi takım)
Minnesota 31-30 (1-6)
Pittsburgh 40-23 (2-5)
Detroit 32-40 (5-3)
New Orleans 18-26 (6-1)
New York Giants 27-21 (2-6)
Washington 41-45 (2-5)

Grupta 4. sıradaki Vikings kötü durumda. Ancak Green Bay Packers ile Detroit Lions fırtına gibi gidiyorlar ve NFC North'da 5-2 ve 5-3 ile ilk iki sıradalar. Bears ilk ciddi testinde Lions'a 32-40 yenildi, Green Bay ile bu hafta ilk defa oynayacak. Yazının sonuç cümlesini önceden söyleyelim: Playoff şansı bu sezon bir hayli zor gözüküyor. Ama bunun için ağlayacak değiliz, eldeki iyileri koruyup kötüleri düzelterek şans arayacağız.

Koç Değişikliği ve Hücum

Önce iyiye bakalım. Yukarıdaki skorlar bize kolej futbolu maçlarını hatırlatıyor. Bears gibi her zaman defansının iyi olmasıyla övünen bir takım için bu şaşırtıcı. 7 maç sonunda maç başına 30.4 sayı ile ikinci durumdayız. Ancak yenen 29.4 sayıyla da 29. durumdayız. Lafı uzatmayalım, çünkü o kısma kötüyü anlatırken geleceğiz.

Hücumda bu sezon çok değişiklik oldu, ama en önemli değişiklik yılların başkoçu Lovie Smith'in kovulması ve yerine sürpriz bir kararla Kanada Futbol Ligi şampiyonu Montreal Alouettes'in koçu Marc Trestman'ın gelmesi. Smith kolej seviyesinde eski bir LB ve safety, akabinde de defans tabanlı bir koç. Trestman ise kolej seviyesinde eski bir QB ve hücum tabanlı bir koç.
Matematikçi misin mübarek?

Trestman uzun süre kolej ve NFL seviyesinde koçluklar yaptıktan sonra 2007'de Montreal'a başkoç olarak transfer oldu. Bilmeyenler için Kanada futbolu CFL'i biraz anlatayım, zira NFL ile benzeşse de aralarında önemli farklılıklar var. Hücumda 10 yarda ilerlemek için sadece 3 down olsa da, saha daha geniş. Ayrıca oyun başlarken hücum hattı ile savunma hattı arasında 1 yard fark var ve QB dışında tüm arka oyuncuları snap öncesi hareket edebiliyorlar. Üstelik sadece yana değil, ileri geri de hareket edebiliyorlar. Tüm bu farklar CFL'i daha hücum tabanlı bir lig haline getiriyor. Üstelik sadece 3 down olduğu için koşu oyunu geri plana itiliyor ve pas ile büyük yarda almak daha önemli hale geliyor.

Dolayısıyla Trestman gibi hücum tabanlı bir koç CFL için normal kabul edilirken, oradan birden Bears'a gelmesi başta soru işaretleri ile karşılanmıştı. Bence şu ana kadar gerek duruşu, gerekse hücum takımın performansı ile Trestman başarılı gözüküyor.

Hücumun başarısında Trestman kadar başka değişiklikler de etken. Takımın yıllardır müzmin sorunu olan hücum hattı yeni transfer edilen tecrübeli LT Jermon Bushrod (böylece J'Marcus Webb'den de kurtulduk) ve draftla elde edilen, sürpriz bir şekilde paketten çıktığı gibi başarılı olan guard'lar Kyle Long ve Jordan Mills ile acayip güçlendi. Yeni hücum hattı şu ana kadar izin verdiği 11 sack ile ligde 2. sırada.
75 Kyle Long, 67 Jordan Mills

Hücum hattının güçlenmesi elbette QB Cutler'a da yaradı ve sakatlandığı maça kadar iyi maçlar çıkarttı. 91.7 QB rating ile mütevazi bir 12.lik'de duruyor gözükse de, Cutler esas gücünü 4. periyotlarda gösterdi. Aşağıda maçları tekrar son devre performansları açısından özetleyelim:

Cincinnati 24-21(Devre arasında 10-21)
Minnesota 31-30 (10 saniye kala 24-30 ve Cutler TD)
Pittsburgh 40-23 (3. çeyrek sonu 27-20)
Detroit 32-40 (3. çeyrek sonu 16-37)
New Orleans 18-26 (Devre arasında 7-20)
New York Giants 27-21
Washington 41-45 (Son çeyrek 17-14, ama bu sefer QB McCown)

Görüldüğü gibi hemen her maçın sonlarına doğru takımı hızla ilerletmiş Cutler. Bu açıdan çok stresli anlarda başrolde olmasına rağmen sadece 7 INT atması da başarı kabul edilebilir.

Washington maçında sakatlandıktan sonra yerine giren Josh McCown da yarım devre boyunca hiç eksikliğini hissettirmedi. Cutler'ın dönüşü için 4-6 maç arası öngörülüyor. McCown'un iyi performansı şimdilik camiayı nisbeten sakin tutuyor.

Uzun süredir, biraz da Mike Martz yüzünden sadece bloklama işlevi gören TE pozisyonu da Martellus Benneth'in gelmesiyle hücum olarak canlandı. Şu ana kadar da kritik 4 TD ve pas dağıtımına alternatif olmasıyla takıma katkı sağladı.
Bennett, Cincinnati maçında TD pasını yakalarken
WR Brandon Marshall zaten çok iyi, ama bu pozisyonda esas sürpriz Alshon Jeffery oldu. Geçen sezon draft edilen Jeffery bu sezon Marshall ile beraber WR pozisyonunu sırtlandığı gibi, hemen her maç yaptığı end-around koşularla da farklı bir boyuttan takıma katkı sağlıyor.

Nazar değmesin, RB Matt Forte de bu sezon daha aktif bir rol alıyor. Maç başına 79.1 yarda koşu ile ligde 9. sıradayken, toplam 795 all-purpose yards ile 7. sırada.

Kötü Defans

Brian Urlacher'ın ve Lovie Smith'in ayrılışlarıyla beraber defansta geriye gidileceği umulsa da, bu kadar büyük düşüşü de kimse beklememişti. İş o raddeye geldi ki, eskiden sık sık "bozuk hücumu ancak savunma düzeltir" denirken, artık "bozuk savunmayı ancak hücum düzeltir" noktasına gelindi.

En büyük hayal kırıklığı savunma hattında yaşanıyor. Bears sadece 9 sack ile ligde sonuncu sırada ve hat sadece 2.5 sack ile katkı yapabildi. Gerçi Henry Melton ile Nate Collins'in sakatlıkları da etken ama yıldız DE Julius Peppers sezona inanılmaz formsuz başladı ve formsuzluğu halen devam ediyor. 2012'de ilk turda draft edilen Shea McClellin de "sophomore slump" ile boğuşuyor. Diğer yandan Brian Urlacher McClellin'in LB pozisyonunda daha verimli olabileceğini söylüyor.
Peppers'ın bu pozisyonda görmek istiyoruz

Defansın arkası ve özellikle CB Charles Tillman sezona iyi başladı. Ancak Tillman'ın müzmin sakatlığı kendisini komple inaktif etmese de, doğru dürüst antrenman yapmasını ve maçlarda tam oynamasını engelliyor. Bu da iyi WR'lerin defansta verdiği zararı arttırıyor.

Linebacker pozisyonu zaten Urlacher'ın yokluğunda sarsılacaktı, ama önce D.J.Williams'ın sezon bitiren sakatlığı ve en son takımın en tecrübelisi Lance Briggs'in sakatlıkları ile iyice kötü duruma düştü. Netice itibariyle işler MLB pozisyonunda oynayacak draft'ın 2. turunda seçilen çaylak Jon Bostic'e kaldı. Brian Urlacher'ın da zamanında Barry Minter'ın sakatlanması ile şans bulduğunu hatırlıyor ve aynısını Bostic için de diliyoruz.
LB Jon Bostic

Bu sakatlıklar şanssızlık sayılmasın, çünkü her NFL takımı sakatlıklarla uğraşıyor ve yaşlanan Bears defansının da sakatlıklarla karşılaşması doğal. Sorun alternatiflerin iyi olmaması. Gelecek rakip Green Bay Packers ve sakatlıklar için transfer, takas yerine uygulanacak yöntem ise "Next Man Up"
Read Post | yorum

World Series Bu Gece Başlıyor!! Bastır Red Sox!!!

23 Ekim 2013 Çarşamba




Bizim blogda beyzbol yazılarını @alparsla yazar. Ben uzak dururum çünkü izlemeye geç başladım, hala öğreniyorum. Beyzbol bizim memlekette oynanmaz. Seyreden on kişinin dokuzu da çok sıkıcı bir spor olduğunu söyler. Evet çok durağandır ama gerilim doludur. Heyecandan ekrana bakamadığım anlar nadir değildir. Her spor gibi, kuralları bilinip, biraz takip edince zevkine varmak mümkün. Bu konuda @alparsla'nın aha bu yazısını tavsiye ederim. Zaten bu sporla daha yakından ilgilenmeye başlamam da Savaş'ın yüzündendir. Blog Müdürü olarak kendisi, Amerika'da bir kült haline gelen "Acıların Takımı" Chicago Cubs taraftarıdır. 

Savaş'ın Cubs kaynaklı kederini paylaştıkça benim de beyzbola iyice kanım ısındı. Fakat gönlüm onun takımına düşmedi. Boston şehrinin gıdıkladığı elitist tarafımdan mı, yoksa Patriots taraftarlığımdan gelen bir sempatiyle mi bilmem, Boston Red Sox'a kaptırdım kalbimi. Nick Hornby gibi bir "bir anda, açıklanamaz ve karşı konulmaz şekilde" aşık olmadım, sevgim yavaş yavaş büyüdü. Bu yüzden, 80 küsur yıl sonra ilk kez şampiyon olduğumuz 2004 sezonunu hayal meyal hatırlıyorum. O sene ALCS'de (yani American League Championship Series, bir nevi yarı final serisi) azılı rakibimiz NY Yankees'i 3-0 gerideyken arka arkaya dört maçı alarak finale çıkışımızı duymuş, sevinmiştim. Ama itiraf edeyim önemini çok kavramamıştım. Sonradan o son dört maçı çok okudum, hikayesini seyrettim (4 Days in October). Bugünden baktığımızda, 2004 ALCS öyle önemlidir ki, finalde (yani World Series'de) St. Louis Cardinals'i 4-0 yenip "Dünya Şampiyonu" oluşumuz pek konuşulmaz bile. Halbuki takım 1918'den beri şampiyon olamıyordu ve tüm Boston (veya lakabınca "Red Sox Nation") bu zaferle delirmiş, günlerce kutlamıştı.


Bir walk-off HR sonrası, Dustin Pedroia Başgan (sakallı kel) genç tutucumuz Jarrod Saltalamacchia'yı kovalıyor
Özlenen ruh budur!!

Bizim Kırmızı Çoraplar 2007'de tekrar şampiyon oldu. Finalde Colorado Rockies'i süpürdük fakat 86 yıl sonra kazanılan ilk kupa kadar ses getirmedi elbette. Üstelik 4 yılda iki kez şampiyon olunca "milletçe" bir tarafımız kalktı, her sene şampiyon olacağız havasına girdik. Sonraki iki sezonda da playoff'a kalmayı başardık ama her defasında L.A. Angels'a elendik. Los Angeles'in profesyonel spor takımlarına olan nefretim, böylece Angels'ı da içine katmış oldu (sadece Wayne Gretzky'nin oynadığı dönem NHL takımı LA Kings'e biraz sempati duymuştum).

Boston Kalesi, MLB'nin en eski stadyumu, Fenway Park!! 
2011 sezonu fena geçmemişti. Eylül ayına 7 maç farkla lider girmiştik. Playoff neredeyse garantiydi. Ama anlaşılmaz bir çöküş ile 27 maçın 20'sini kaybederek playoff dışı kaldık. Son maçı kaybettiğimiz gecenin sabahında haberi web'den okurken yüreğim acıdı. Beyzbol sezonu 162 maç olduğundan yenilmek normal bir şeydir. Ama ne zaman maç skoruna insanın içi böyle cız ederse, o takımın taraftarı olmuş demektir. Demek ki azılı bir Red Sox taraftarına dönüşmem 3 yıllık bir olay. Sonradan, takımda bir başıbozukluk olduğu, menecer Terry Francona'nın ipleri elinden kaçırdığı yazıldı çizildi. En büyük skandal da maç günü soyunma odasında bira ve kızarmış piliç partileri yapan atıcılar hikayesiydi. Bu karışıklıklar sonucu, 86 yıllık bekleyişten sonra takımı iki kez şampiyon yapan "Imperatore" Francona takımdan ayrıdı. Ama sorun çözülmedi. 2012 sezonu, bir çok süperstar transferine karşın büyük bir başarısızlıkla geçti. Yeni menecer Bobby Valentine'in yüksek egosu ve abul sabuk yönetim biçimi oyuncuları demotive etti. Pitching tarafında da sakatlık ve formsuzluklardan dolayı takım dökülmeye başladı. Bu gibi durumlarda takım yönetimleri "yeniden yapılanma" kartını oynarlar bazen. Bizim genel müdür Ben Cherington süper bir takasla en pahalı üç topçuyu zenginler kulübü LA Dodgers'a kaskalladı ve toplam 250 milyon dolarlık bir maaş yükünden kurtuldu. Seneyi 69 galibiyetle grup sonuncusu bitirdik. 

Aslında bu sene "rebuilding" olacaktı. Yeni menecer olarak 3 sene takımın "pitching coach"u olan John Farrell seçildi. Atış uzmanlarının baş coach olması çok alışıldık bir şey değil MLB'de ama Farell Toronto'da menecerlik görevini başarıyla yürütmüştü. Yeni transferlere karar verilirken, oyuncuların "prima donna" olmamalarına, sporu sevmelerine dikkat edildi. Yani "karakterli" oyunculara yöneldik. İyi oyunculara güzel paralar verildi, verilmedi değil ama kontratlar kısa tutuldu. Böylece adamlar elimizde patlarsa onlardan kurtulmak daha kolay olacaktı. Tecrübeli tutucu David Ross, dış sahacı Jonny Gomes ve Shane Victorino, shortstop Stephen Drew ve kalçası sorunlu yıldız Mike Napoli takıma katıldılar. Bunlarla beraber atıcı tarafa da closer olarak Joel Hanrahan ve 37 yaşındaki Japon Koji Uehara transfer edildi (sezon açıldıktan sonra rotasyona Jake Peavy de katıldı). Takımın ağır abileri Dustin Pedroia ve iki şampiyonlukta da takımda yer alan "Big Papi" David Ortiz takımın direği olarak devam ettiler. 

Big Papi ALCS'de Grand Slam vuruşunu yapıyor (bkz. alt resim)
Torii Hunter kafasını yarıyor ama topu tutamıyor.
 Tarafsız polis abi nasıl? :-)


2013'de amaç, takımın uyumunu tekrar yakalaması ve mümkünse playoff'a kalmaktı. Ancak daha sezon başından itibaren hem Farell oyuncularla iyi anlaştı hem de takım içi ahenk üst düzeye çıktı. Gruptaki en büyük rakip, şeytan imparatorluğu Yankees de felaket bir sezon geçirince Red Sox'umuz yürüyedurdu. Sezonu Amerikan Ligi'nin en iyi galibiyet yüzdesi ve koşu averajıyla tamamladık. Sezonun keşfi ise japon atıcı Koji Uehara oldu. Uehara, Hanrahan ve Andrew Bailey'in sakatlıkları nedeniyle mecburen "closer" oynamaya başladı ama ne oynamak... Eylül ayında karşısına çıkan 37 vurucuyu arka arkaya oyun dışı bırakmıştı. Sezonu 0.57 WHIP (inning başına verdiği vuruş ve walk sayısı) ile tamamladı. Yani maçın en stresli zamanı olan son ininglerde attığı toplara kimseler vuramıyordu.





Delirt bizi Koji!!!
Playoff'un ilk turunda Tampa Bay'i 3-1 ile geçip yarı finalde Detroit Tigers'la eşleştik. Tigers muhteşem bir atıcı rotasyonuna sahip bir takım. Max Scherzer, Justin Verlander, Anibal Sanchez ve Doug Fister dörtlüsü her takımın başını döndürecek oyuncular. Ancak bullpen tarafında (yedek atıcılar) eksikleri vardı ve onları tam da buradan vurduk. İlk maçı Fenway Park'ta (bir nevi Ali Sami Yen) kaybetmemize rağmen seriyi 4-2 kazanarak World Series'e çıkmış olduk. 

Finalde rakibimiz St. Louis Cardinals. Beyzbolu deli gibi seven bir kentin takımı. Cards aynı zamanda MLB'nin en akıllıca yönetilen organizasyonu olarak gösteriliyor. Müthiş bir altyapı sistemi var. Oradan çıkardığı gençleri büyük lige son derece iyi hazırlıyor. 2 yıl önce World Series'de şampiyon olduktan sonra, tarihin en iyi oyuncularından Albert Pujols'u yönetim takımdan gönderdi. Herkes Cards'a deli muamelesi yaptı ama takımın genel müdürü John Mozeliak'ın umurunda olmadı. St. Louis bu sene National League'in (NL) en iyi takımı oldu. Pujols yoksa gençler var. 2013 NLCS (diğer yarı final diyelim buna da) serisinin MVP'si seçilen atıcı Michael Wacha daha 22 yaşında ama Dodgers'i iki kez yenmeyi başardı. Onun dışında da 22-25 yaş arası son derece sağlam gençlerden oluşan bir kadrosu var. Vurucuları -aynı bizimkiler gibi- hiç vazgeçmiyor ve son inninglerde sayı buluyorlar. Üstüne, belki de MLB'nin en iyi oyuncusu Carlos Beltran gibi bir süperstar var. Porto Rikolu Beltran hiç dünya şampiyonu olmamasına karşın playoffarın en iyi oyuncularından biri. Red Sox en iyi kale çalan takım olmasına karşın karşısında Yadier Molina gibi müthiş bir tutucu var. Yani işimiz çok zor...

Carlos Beltran 

Okuduğum yorumcular ve Boston yazarları Red Sox'u çok küçük bir farkla favori gösteriyorlar. 7 maç üstünden oynanacak World Series'de saha avantajı bizde. Seri 2-3-2 formatıyla oynanacak ve her iki takım da kendi sahasında çok üstün. Red Sox, bullpen kalitesiyle bir adım önde ve Uehara gibi bir "son penaltıcı"ya sahip olmamız avantaj olarak gösteriliyor (atıcıyı penaltıcıya benzetmek doğru değil çünkü atıcı bir savunma oyuncusudur, lakin güzel oturdu silmedim). Cards'ın ise inatçı vurucuları, Yadier Molina'nın vücudunda ligin en iyi tutucusu ve Beltran faktörü var. İlk maç bu gece Boston'da. Maalesef Türk TVleri vermiyor. Çok deliren 3.99 dolara her maçı MLB sitesinden satın alabilir. O deli ben olabilirim...

Beyzbolda da kuşlar...
Read Post | yorum

Turların Çekişme Tablosu

3 Eylül 2013 Salı

Bugün canım çalışmak istemeyince, 1-2 saat kaytarıp 2007'den itibaren 3 büyük bisiklet turunun çekişme düzeyini araştırdım ve aşağıdaki tabloyu çıkardım:




Neden 2007'den başladın derseniz, Fransa Turu'nda 2006 öncesi yok sayılıyor. Floyd Landis'in dopingle kazandığı acayip 2006 turunu da insiyatif kullanıp ben yok saydım.

Dopinge karışmış isimlerin yanına "*" koydum, ama kaldırmadım. Çünkü amacım çekişme analizi çıkarmak: Genel klasman lideri yarışın gidişatını çok etkilediğinden, herhangi bir tur sonucundan onu çıkarınca yapay olarak heyecanlıymış gibi durabiliyor, ama bu aslında ekrana yansımamış oluyor.

Heyecan yerine çekişme kelimesini bilerek kullandım. Bir 3. lig karşılaşması da çok çekişmeli olabilir ama daha az çekişmeli bir 1. lig karşılaşması (bu sonradan icat edilen premier, süper gibi laflara da kılım!) düzey yüksekliği sebebiyle daha heyecanlı olabilir.

Kriterlerim birinci ve ikinci arasındaki zaman farkı ile, genel klasman mayosunun etaplara göre el değiştirme durumu. Zaten tabloda da bunlar bulunuyor.

Sonuç olarak şu günlerde izlediğimiz Vuelta 2008'den beri düzenli olarak çok çekişmeli geçiyor. Bu sezon hem Fransa bisiklet turu hem de Giro farklı biterken Vuelta'nın halen gayet çekişmeli geçmesi de bu yazının esin kaynağı zaten.
Read Post | yorum

La Vuelta...Alçakgönüllü Münzevi

23 Ağustos 2013 Cuma



Vuelta yazısına oturduğuma göre yaz sonu yaklaştı demektir. Gölgeler uzamaya, günler kısalmaya başladı. Bu yaz mevsiminden hiçbir şey anlamadım. Haziran'ı zaten yazdan saymıyorum; bütçeyi tutturduk mı, bebeler sınıfı geçecek mi diye heba olan bir ay. Temmuz'u da Fransa Turu'na kurban verdik. Ağustos'ta da iptal edilen tatil planı yüzünden İstanbul'a takılı (tıkılı) kaldık. Ama Eylül'den umut kesilmez, bir şeyler olur illa ki. Olumlu düşünecek, pozitif olacaksın. Sonbaharın hüznüne kapılmamaya Vuelta yardım edecek. 

1995'e kadar takvim yılının ilk Büyük Tur'u olan Vuelta, o sene Eylül ayına atıldığından beri "multi purpose" bir tur haline geldi. Genç ve istidatlı etap yarışçılarının büyük sahneye ilk çıkışları, Dünya Şampiyonası'na hazırlanan pedalların form tutma yeri, doping cezası veya sakatlıktan dönen şöhretlerin, çok dikkat çekmeden kendilerini tartacakları bir platform özelliği sunuyor. Bu sene, Fransa Turu'nda hüsran olanlardan bazıları da karizmayı toparlamak için katılıyorlar. Eylül ayının hüznü ve Endülüs bozkırlarını da ekleyince, Vuelta 'ya kahvede pişpirikle gününü geçiren bir tekaüt muamelesi yapılıyor ama asla! Son 2-3 yıldır mükemmel mücadelelerin olduğu, şanlı şerefli bir yarış. 






Parkura Şöyle Bir Bakalım



Büyük Turlar'ın bu alçakgönüllü münzevisi bu sene 68. kez koşulacak. La Vuelta ülkenin kuzeybatısındaki Galiçya bölgesinde beş etapla başlayacak. Tour de France'ın sahibi A.S.O., Unipublic'e %50 ortak olduğundan beri, Vuelta'da bazı değişiklikler başladı. Biraz daha pazarlamaya, halkla ilişkilere dikkat ediliyor gibi. Hatta A.S.O., TdF'da yapmayı düşündüğü bazı değişiklikleri önce İspanya'da deniyor sanki. Geçen sene, Vuelta gece yapılan TTT ile başlamıştı hatırlarsanız. Bu sene de Fransa Turu gece (hadi peki "akşam" diyelim) koşulan Paris etabıyla bitti. TdF'ın "Grand Départ" diye adlandırdığı, yarışın seçilen bir bölgedeki 3 etapla başlaması alışkanlığı da bu sene Vuelta'ya ihraç edilmiş. Galiçya, Atlantik kıyıları daha zengin, iç kısımları ise tarıma dayalı bir ekonomi sonucu az gelişmiş, 2.8 milyonluk nüfusa sahip bir bölge. İspanya'nın yaşamakta olduğu derin ekonomik krizden etkilendiği için son zamanlarda pek keyfi yoktu, başkent Santiago de Compostela'daki hızlı tren kazasından sonra tam karalar bağladılar. Beş etaplık bisiklet bayramının bölgenin havasını biraz değiştirmesini umalım. 


Galiçya etapları

İspanya Bisiklet Turu'nda etaplar genelde daha kısa tutuluyor. Buna istisna ilk etaptaki takım saate karşı olacak. Son yıllarda, TTT'lerin daha kısa olmasına alışığız ama toplamda yalnızca iki TT olduğu için ses etmeyin (diğeri 11. Etap'taki 38 km'lik ITT). Takımlar Arousa Halici'nde bir tekneden start alacaklar (TDF/Porto Vecchio takım tanıtımı/podyuma tekneyle gelen sporcular. Çok yaratıcıyız valla!!!). İkinci etapta yarışın ilk zirve finişine tanık olacağız. 10 km ve %6.2 ortalamalı Alto de Monte da Groba in Baiona. Yokuşu çıkana kadar ancak okuruz! İlk 2 günde iki ayrı Kırmızı Mayo göreceğimiz kesin. Galiçya'daki 3. etap da yokuşla bitecek. tam bir sprint etabı gibi gözükmesine karşın sonuna bir Kat. 3 takmışlar. Zaten Vuelta '13, zirve finişi açısından bir rekor kıracak gibi gözüküyor. Toplamda onbir etap yokuşun tepesinde sonlanacak. Sprinterleri kaçıran da bu. 

Dördüncü etap dünyanın sonuna gidiyor! Harbiden... 186 km'lik inişli çıkışlı etap, kısa bir yokuş sonunda Finisterra "Etap Fin del Mundo"da huzura erecek. Bu gerzek Avrupalılar, anakaranın batıdaki her uç noktasına "finis terrae" (yeryüzünün sonu) adını veriyorlar. Fransa'da Finistere var, İngiltere'de Land's End var (hoş İngilizler "Avrupalı" denmesine bozulurlar ama biz işimize bakalım). Halbuki Avrupa'nın en batı noktası Portekiz'de (Cabo da Roca). Kolomb'un Hindistan'ı bulma saçmalığı kadar olmasa da idare eder bence... Bu AB'ye mi gireceğiz yani?? 


Dünyanın sonuna varıp hala bir sprint finiş görmemişsek, 5. Etap'ta muradımıza erebiliriz. Galiçya'dan ayrılıp Zamora bölgesine geçiyoruz. 168 km'lik etapta iki tane Kat 3. yokuş da var. Bir sonraki etap da Extremadura bölgesinin incisi Caceres'de sprintle bitecek. Ertesi gün ise Endülüs'te raks var. 194 km'lik parkur Sevilla'dan geçip Mairena de Aljarefe'de sprintle nihayet bulacak. Arka arkaya 3 etapla sprinterleri sakinleştiren Unipublic, sekizinci etabın sonuna koyduğu duvarla ortalığı bayram yerine çevirecek. 14.5 km'lik Penas Blancas* yokuşu (google "Beyaz Cezalar" diyor Türkçesi'ne?!) 970 mt irtifa kazanıyor. Genel klasmancıların gerçekten itişmeye başlayacakları yer burası. 9. Etap Valdepenas de Jaen'in %30'luk kısa rampasında son buluyor. Ciddi zaman kayıpları olabilir. Dinlenme gününden önceki son etap ise oldukça sert. Önce Kat.1 "Monachil" (8.5km-%7.7), sonra da "Especial" (HC gibi) sınıfında bulunan Alto de Hazallanas (15.5km-%5.5). % 5.5 dediğine kanmayın, son yedi kilometrenin ortalama eğimi %9.2... Muy especial!! 

10. Etap'tan sonra ilk dinlenme günü geliyor. Kafile uçakla Endülüs'den Aragon bölgesine geçecek. Lojistik kolaylığı da göz önüne alarak Tarazona'da yarışın tek ITTsi koşulacak. Kat 3. bir yokuş var, ilk bölüm çıkış, son kısım inişli (38.8 km). Nibali, Purito, Uran, Valverde kozlarını paylaşacaklar. Profil (parkuru tam bilemediğim için) GK'cılara uygun gibi gözüküyor. Ama iniş bölümünde güçlerini ortaya koyabilecekleri uzun düzlükler varsa TT uzmanları da iddialı olabilirler. Ertesi gün, TT'de dinlenmiş sprinterler için düz bir etap konmuş. Keza 13. Etap da yüksek tempolu bir sprint finişe sahne olacak bir profile sahip. 

14. Etap'ta Vuelta Pireneler'e doğru pedal basacak. Parkurun ortalarında Andorra'ya geçilecek. Bir adet ESP yokuş (26 km-%5.2), iki tane Kat.2 ve son olarak da bir kalem Kat.1 olmak üzere ceman dört tırmanışla yarış Collada dela Gallina'da bitecek. 2012'de burada biten etabı A. Valverde kazanmıştı. 15. Etap, İspanya Turu'nun en uzun parkuruna sahip. 232.5 km boyunca dört tane Kat.1 tırmanış var. Bunlardan biri Porte de Bales (evet Fransa'dayız). Andy Schleck'in meş'um "Chaingate" hadisesinin geçtiği yokuş. Etabın finişi Col de Peyragudes'de olacak ve burayı da çok iyi hatırlıyoruz: "Kaçan Valverde'yi kovalayan Chris Froome, ona yetişemeyen Bradley Wiggins'e ters ters bakıyordu" desem? 


Chaingate, TDF 2010
  
Froome ve Wiggins, Peyragudes 2012



Bir etap boyunca Fransa Turu'nun yakın geçmişindeki iki unutulmaz olaya referans veren Vuelta bence ketenpereye geliyor. Kendi yarışına, tarihine referans vermek varken insanlara yılın en büyük yarışını hatırlatmanın nasıl bir pazarlama stratejisinin parçası olduğunu biri açıklarsa çok sevinirim. Ama cep delik, cepken delik olunca, namerdin %50 ortaklıkla koyduğu paranın kölesi oluyorsun. Allah parasızlığın canını almadı ki!! 


Vuelta'da bu sene dağlar bitmiyor. Toplam 11 zirve finişi var. Arka arkaya dördüncü dağ etabı 9 Eylül'de koşulacak. Parkur kısa (147km) ama kısa yokuş etapları hareketli geçer. 3 gündür dağlarda helak olan bisikletçiler dinlenme günü öncesi olası ataklara direnmek zorundalar netekim. İkinci dinlenme gününden sonra sprinterlerin alabileceği sakin bir etapla Vuleta'nın kreşendosu başlayacak (Calahorra-Burgos, 189km). 17. Etap'ta yeni bir yokuş var: Pena Cabarga. 6 km ve %9.4 eğimle Angliru'nun küçük kardeşi gibi gözüküyor. Ama oraya gelmeden önce 4 yokuş kapısı daha geçilecek. Bu sene La Vuelta'da doping çıkmazsa çok şaşıracağım. Parkur müthiş sert hazırlanmış. Eylül ayının 13. Cuma'sı çok sert bir etap gibi gözükmese de son kısmında yine Kat.1 zirve finişiyle sonlanacak (Alto del Naranco: 6.1 km/%5.3). 

Ve geliyoruz Angliru'ya. Kendimi aslanların yiyeceği gladyatörleri seyreden Romalılar'a en yakın hissettiğim yerlerden biri bu yokuş. 12.2 km, %10.2. En sert bölümü %24 eğimli. Cehennemin ta kendisi. İlk kez 1999'da kullanıldı. Yağış altında çıkılan 2002 Vuelta'da, takım arabaları kaygan zeminde patinaj yapıp hareket edememişler ve yarışçılar patlak lastiklerle etabı bitirmişlerdi. Bana bu derece sert yokuşlar biraz abartılı geliyor ama seyir zevki açısından güzel olduğu su götürmez. Alto de L'Angliru bitene kadar yarış bitmiş sayılmaz. O 12 km'de insan 3-4 dakika bile fark yiyebilir. Ama yokuşun dikliğinden dolayı atak yapmanın (ve sürdürmenin) çok zor olduğu da bir gerçek. Favorilerden o gün havasında olmayan varsa podyumu bile kaybedebilir. 

Yarış, her zamanki gibi başkentte koşulacak şan ve şeref etabıyla son buluyor. Madrit sokaklarındaki yedi turun bitimiyle beraber Vuelta a Espana'nın yeni şampiyonu tarihe geçmiş olacak.

Kırmızı Mayo'ya Tedirgin Bir Bakış 


Neden tedirgin? E çünkü "aççık seççik" işaret edeceğimiz bir favori/favoriler yok. Üstelik bu kadar dağlık bir yarışta her şey olabilir. Liderlerden birisi kötü bir gün geçirse 2 dakika fark yemesi işten değil. Hesap kitaba gelmez bir durum. Ama ilk ağızda sayabileceklerimiz Vincenzo Nibali, A.Valverde, J.Rodriguez ve Sergio Henao olmalı. Gönül Henao'dan önce Rigoberto Uran'ı yazmak isterdi ama Uran OPQS'e transfer olduğu için Vuelta'da biraz "Judas" muamelesi görecek. Team Sky Sergio Henao'yu lider olarak getiriyor. Uran'ın uysal bir Kolombiyalı portresi çizip çizmeyeceği soru işareti... Ben Henao için çalışsa da -Quintana usulü- zirveyi zorlayacağını hatta etap kazanmak isteyeceğini düşünüyorum. Sky'ın Wiggo-Froome'dan sonra bir de Henao-Uran belirsizliği ile uğraşacak olması gereksiz bir baş ağrısı. 




Vincenzo Nibali çok iyi bir takımla geliyor Vuelta'ya. Ama sanırım Giro'daki form seviyesinin altında başlayacak. Brescia'da Pembe Mayo'yu giydikten sonra iki ay yarışmadı, ardından katıldığı Polonya Turu'nda ise resmen süründü. 2 hafta önce Burgos Turu'nda üçüncü olması bacakların tekrar çalşmaya başladığını gösteriyor fakat İtalya Turu'ndaki kadar motive mi emin değilim. Kesin favori diyemeyiz ama kazanamazsa eleştiri oklarına karşı durması gerek. Nibali'nin yakıcı bir hırsı yok. "Valla denedim olmadı, Fransa Turu'na bakacağım" diye kestirip atabilir de. Üstelik Eylül sonunda Floransa'da Dünya Şampiyonası var, B-planı hesabı onu kazanmaya çalışmak da Vuelta'daki olası bir başarısızlığı önemsiz kılar. Astana ise dağlarda Vincenzo'ya her tür desteği verebilecek kapasitede: Fuglsang, -düşmezse- Brajkoviç, Tiralongo, Vanotti, Kangert.... Daha ne olsun?  


Ben de kazandım
Nibali'nin ardından Fransa Turu gazileri Valverde ve Rodriguez iddialılar. Geçen seneyi 2. ve 3. bitirmişlerdi. Bu yüzden ikisini beraber düşünmek hoşuma gidiyor. Fuentes neslinin son İspanyolları'ndan. Bir nevi kader yoldaşı gibiler. İkisinin sohbetine dikiz atttığım güzel bir anım da var Ajaccio'da. Performanslarının, geçen sene gibi, birbirine yakın olmasını bekliyorum. Valverde ITT'de Rodrigez'den biraz daha iyi ama Purito da sert yokuş sprintlerinde Alejandro'dan üstün. Etap sonlarında zaman bonusu olması da Rodriguez'in lehine bir nokta. Geçen yıl son 150-200 mt'deki eforlarıyla 10'ar saniye kazanarak Contador'u uyuz etmişti. 

Purito katıldığı son 3 Büyük Tur'da podyumda yer almıştı artık en üst basamağı istiyor. Nibali'den sıyrılırsa bu mümkün fakat acaba Fransa'nın yorgunluğunu atıp forma girdi mi?? Valverde ise Grand Tour zaferleri ve podyumları olan bir isim olmasına karşın aynı soru onun için de geçerli. Üstelik bu kez yanında Quintana da yok. Yokuşlarda Eros Capecchi ve performansı üst düzeyde olması gereken Sylvester Szymyd'in çok iyi çalışmaları gerekecek. 


"E bende de var işte!!"
"Hadi len Purito..."


Geliyoruz Kolombiyalılar'a... Dave Brailsford Uran'ı geriye çekip Sergio Henao'yu ortaya sürdü. Anlaşılacak bir karar ama World Tour puanlarının gelecek seneye yansımasını düşünerek Giro ikincisine ket vurulması hoşuma gitmiyor. Uran lider olsaydı yarışı kazanma olasılığı çok yüksekti. Henao da çok iyi bir etap yarışçısı aslında ama sanki Rigo'dan hala bir tık aşağıda. Giro'da Wiggins için kaybettiği zamanlara karşın 16. oldu. Bask Turu'na üçüncü, Polonya'da beşinciliği var. Amstel ve Fleche Wallonne'da da dikkati çeken dereceler yaptı. Uran'ın milli hislerle ona yardım etmesine çok ihtiyacı var. Rigo "adam gibi adam" sıfatını hakeder mi yoksa kendi yarışını mı koşar acaba? Zis iz dı kuesçın! Henao'ya Kiryenka ve Cataldo da yardım edecekler. Bence genel klasmanı kazanamaz. Ama Giro 2014'de Sky'ın lideri olabilecek bir performans ortaya koyacak lakin o noktada da Richie Porte'ye tosluyor. Gelecek Vuelta'ya kadar homurdanacak gibi... 

Performansı merak edilen, hatta memleketimizde küçük ama tutukulu bir hayran kitlesine sahip bir başka "escarabajo" da 24 yaşındaki Carlos Betancur (Ag2R). Giro'daki beşinciliği onu da anmamızı gerektiriyor elbette. Takım desteği konusunda sıkıntısı var. Nocentini ve Pozzovivo'nun kendilerini düşüneceklerini varsayarsak, Carlos rakip trenlere yamanıp "değerli bir yalnızlık"tan iş çıkarmaya çalışacak. Aslan yeleli Betancur öncelikle etap kazanarak üstüne asılmaya çalışılan "Poulidor" etiketinden kurtulmak isteyecektir. 


Vuelta öncesi en üzücü haber Euskaltel Euskadi'nin bu sene sonu kapanacağını öğrenmek oldu. Turuncu mayoları ve ORBEA Orca'larıyla hafızamıza kazınan Bask takımı, sponsor fonlarının suyunu çekmesi sonucu 20 yıl sonra yollardan çekilecek. İki yıl önce, Bilbao'da, Igor Anton'un kazandığı etabı izlerken Basklıklar'ın takımlarını ne kadar sevdiklerine tanık olmuştum. Vuelta '13 onların son büyük turu olacak. Bu nedenle Euskaltel'in çok agresif olmasını beklemeliyiz. Yarışçıların gelecek sene kendilerine takım bulmak için de kişisel olarak çok motive olacakları kesin. Igor Anton kendi topraklarında bir etap daha isterken Mikel Nieve -bir başka Tour gazisi olmasına karşın- yine ilk 10'da olmaya çalışacak. Bisiklete binerken geçmişte kalmış mayoları giymeyi daha çok seviyorum. Gelecek sene için turuncu mayo siparişi kaçınılmaz. Adios Euskaltel!! 



Turuncuya veda ediyoruz... :-(


Belkin de B.Mollema ve L.Ten Dam ikilisiyle iddiasını ortaya koymaya çalışacak. Ancak ikisi için de bazı yokuşların çok sert geleceğini düşünüyorum. Yarışın hep içinde olacaklar ama eğim %10'lara çıktığında yavaş yavaş geriye kayacaklardır. Takımın bir önceliği de Theo Bos'a sprint kazandırmak olacak. Cavendish, Greipel ve Kittel'in gelmedikleri bir yarışta başaltı sprinterlerini ilgiyle izleyeceğiz. 


Mollema & Ten Dam tandemi!



Radio Shack de bu ismiyle son Büyük Tur'unu koşacak. Takım gayet iyi aslında ama lider yok. Cancellara Floransa için antrenman yapacak, Zubeldia, Busche ve Chris Horner da "Yahu bir şey yaparlar mı acaba?" diye yıllardır kesemediğimiz umudumuzu tekrar kaşıyıp geri düşecekler. Tersi olur da genel klasmanda iddialı bir RSLT ile karşılaşırsak gerçekten şaşıracağım.


Chris Horner & Matthew Busche



Eski kurtlardan Ivan Basso ve Michele Scarponi de yarıştalar. Onlardan hala bir Büyük Tur zaferi bekliyor musun derseniz, hayır  beklemiyorum. Ama Ivan Basso'nun mesleğine saygı olarak biraz kendini göstermesi gerek. Yıllardır sıfır "panache" ile devam ediyor. Sıkılmaya başladım. Scarponi ise her zaman atak yapmayı seven kişiliğiyle yarışa renk katar inşallah. Ama artık yaşlandı. 

Bjaerne Riis Contador'u Vuelta'da yarıştırmayı çok istedi ama Alberto oralı bile olmadı. Roman Kreuziger, Nicholas Roche ve Rafal Majka'lı bir ekiple GK yarışına bir yerinden  tutunmaları normaldir. Roche'a çok şans vermesem de Majka ve lider olarak Kreuziger'in ne yapacaklarını merak ediyorum.

Diğer ilginç isimler arasında Daniel Moreno (KAT), Dan Martin (GAR), Jelle Vanendert (LOT) ile Vacansoleil üçlüsü De Gendt, Poels ve Westra bulunuyorlar. De Gendt'i Stelvio 2012'den beri bekliyoruz, hadi artık Thomas! Dan Martin'in etap kovalayacağını, Tour'a katılamayan Vanendert'in de kendini genel klasmanda göstermeye çalışacağını düşünüyorum. Moreno her zaman dikkat edilmesi gereken harika bir bisikletçi. Domestik görevinden kaytarıp zirve finişlerinden birini almaya çalışırsa şaşırmam. Rodriguez erken patlarsa Katusha'nın ikinci kozu olarak öne çıkacaktır (geçen sene beşinci oldu, boru değil!!). 

Son olarak Thibaut Pinot için bir parantez açalım. TdF'de moralman çöken Fransız yokuşçunun toparlanması için bu yarış çok önemli. Kafasından iniş korkusunu atmış bir Pinot yarışa zevk katar. Ama bu yarışta da beynindeki şeytanlara yenilirse korkarım içinden çıkması zor bir kısır döngüye girip kariyerini tehlikeye atabilir... Aman diyeyim. 

Siz bakmayın Vuelta'nın ciddiye alınmadığına. Sporcuların en sevdiği Büyük Tur'dur. Stresi az, sade, etap başlangıç saatleri uygun, halk ilgisinin insanı ezmediği, dediğim gibi, alçakgönüllü bir yarıştır. Hatırlayacaksınız, 2012'nin en güzel mücadelesini İspanya'da gördük. Bu sene de farklı olmayacak. Çok favorili açık bir yarış, biz izleyicilerin arayıp da bulamadığı şey. Cumartesi akşam başlıyor. İlgi ve bilginize sunarım!! 









*:Peñas Blancas: İspanya uzmanımız @ata_atay  "penas"'ın aslında "penyas" okunan o üstünde dalga işaretli N harfiyle (Ñ) yazıldığını ve anlamının da "Beyaz Kayalıklar" olduğunu bildirdi. Google'dan iyi mi bilecek??








Read Post | yorum
 
© Copyright SPOR EXTRE 2011 - Some rights reserved | Powered by SPOREXTER.
tasarim team | Published by spor and exter